Türkçede rahat konuşan biri İngilizceye geçince neden donar? Yabancı dil kaygısının mekanizması, çalışan bellek ve toplantıda İngilizce söz alma yolu.
Size bir eğitimden küçük bir anekdot paylaşayım. Geçen dönemlerden birinde bir finans yöneticisi vardı; Türkçe konuşurken grubun en rahatlarından biriydi, esprili, hızlı, net. İkinci gün küçük bir egzersiz yaptık: aynı konuyu bir de İngilizce anlatmasını istedim. Daha ilk cümlede ses değişti, omuzlar yukarı çıktı, bakış masaya indi. Konuşma bitince "Bunu yıllardır yaşıyorum, yurt dışıyla her toplantıda aynı şey," dedi. İngilizcesi iyiydi. Sorun İngilizcesi değildi.
Bu yazıyı, Türkçede gayet rahat konuşup İngilizceye geçince donan, toplantıda söz almayı erteleyen ya da "İngilizcem yetmiyor" diye kendini geri çeken herkes için yazdık. Önce mekanizmayı anlatalım, sonra ne yapılabileceğine bakalım.
Yabancı dilde konuşurken beden neden alarma geçer?
Konuşma heyecanının temel mekanizmasını bu sitede çok anlattık: sinir sistemi, değerlendirildiğimiz bir anı tehdit gibi işaretleyebilir ve beden savunmaya geçer. Bunun bütününü konuşma heyecanı rehberinde bulabilirsiniz. Yabancı dil bu alarmın üstüne iki yük daha bindirir.
Birincisi, değerlendirilme hissi ikiye katlanır. Türkçe bir toplantıda insanlar ne söylediğinize bakar; İngilizce toplantıda sanki hem ne söylediğinize hem de nasıl söylediğinize bakıyorlarmış gibi gelir. Aksan, gramer, kelime seçimi... Kafanın içinde ikinci bir jüri kurulur. Bu jüri gerçek değildir ama beden onu gerçek sanır.
İkincisi, yabancı dilde konuşmak Türkçeye göre çok daha fazla zihinsel kaynak ister. Kelimeyi bulmak, cümleyi kurmak, zamanı seçmek, telaffuzu ayarlamak; bunların hepsi çalışan bellekten geçer. Dil araştırmalarında bu konu uzun süredir çalışılıyor. Horwitz ve arkadaşlarının 1986'da tanımladığı "yabancı dil kaygısı" tam da bu ikili yükü anlatıyormuş: dilde yetersiz olmaktan değil, değerlendirilirken dil üretmekten doğan bir kaygı. MacIntyre ve Gardner'ın 1994'teki çalışması da kaygının yabancı dil performansını üç aşamada birden, yani kelimeyi alırken, işlerken ve söylerken düşürdüğünü göstermiş.
Şimdi bu ikisini birleştirin. Heyecan yükselince beden kaynakları hayatta kalmaya ayırır, çalışan bellek daralır. Türkçede bu daralma çoğu zaman fark edilmez, çünkü ana dil otomatik akar. İngilizcede ise daralan bellekten geçmesi gereken çok şey vardır; en bildiğiniz kelime bir anlığına kaybolur, cümle yarıda kalır, "şey" demek istersiniz ama İngilizcesi de gelmez. Bu anı zihnin boşalması ve kelime bulamama yazılarında ayrıntılı anlattık; yabancı dilde aynı mekanizma daha erken ve daha sert devreye girer.
"İngilizcem yetmiyor" hissi neden yanıltıcı?
Burada dürüst olmak gerek: bazı insanların İngilizcesi gerçekten daha fazla çalışma istiyor olabilir. Ama gruplarımızda gördüğümüz tablo çoğunlukla başka. Kişi yazışmada, okumada, hatta bire bir sohbette gayet iyi; sorun yalnız gözlerin üstünde olduğu anda başlıyor. Eğer İngilizceniz sessiz bir odada, tek başınıza, yüksek sesle konuşurken akıyorsa, eksik olan kelime değildir. Eksik olan, alarm çalarken o kelimelere ulaşabilmektir.
Bunu ayırt etmenin basit bir yolu var. Bir toplantıdan sonra söylemek isteyip söyleyemediğiniz cümleyi hatırlayın. Toplantı bittikten on dakika sonra o cümleyi İngilizce kurabiliyor musunuz? Çoğu kişi kurabiliyor. Demek ki dil oradaydı; erişim kısılmıştı.
Bir de şeffaflık yanılsaması meselesi var. Savitsky ve Gilovich'in çalışmaları, içimizdeki heyecanın dışarıdan sanıldığından çok daha az fark edildiğini göstermiş. İngilizce konuşurken bu yanılsama daha da büyür: siz aksanınızı, yanlış kullandığınız zamanı, aradığınız kelimeyi duyarsınız; karşınızdaki çoğunlukla yalnız ne demek istediğinizi duyar. Uluslararası toplantılardaki insanların büyük kısmının ana dili de İngilizce değildir; onlar da aynı yükle konuşuyordur.
Toplantıda İngilizce söz almak neden daha zor?
Yurt dışıyla yapılan toplantılarda heyecanı büyüten üç şey görüyoruz.
- Hız: Ana dili İngilizce olanlar hızlı konuşur, araya girmek için boşluk beklersiniz, boşluk gelince cümleniz hazır değildir. Söz almayı ertelersiniz; ertelemenin kendisi sonraki denemeyi zorlaştırır. Bu döngüyü toplantıda söz alma yazısında Türkçe toplantılar için anlattık, İngilizcede döngü daha hızlı döner.
- Ekran: Toplantı çoğu zaman online olur. Kamera, gecikme, kendi görüntünüzü izlemek... Online sahnenin kendi yükünü online sunum heyecanı yazısında bıraktık.
- Kimlik: Türkçede "işini bilen, net konuşan" biri olarak tanınıyorsanız, İngilizcede bocalamak o kimliğe zarar veriyormuş gibi gelir. Oysa yabancı dilde yavaş konuşmak yetersizlik değildir; herkesin bildiği bir durumdur.
Ne işe yarıyor?
Bize göre sıra önemli: önce beden, sonra dil, en sonda teknik.
1. Bedeni yatıştırmak. Toplantıya girmeden önce iki üç dakikalık, verişi uzun tutulan bir nefes; omuzların ve çenenin gevşemesine izin vermek; ilk cümleyi acele etmeden kurmak. Küçük görünür ama alarmın şiddetini belirler. Adım adım hâli konuşma öncesi nefes egzersizi yazısında.
2. Yavaşlığa izin vermek. Yabancı dilde en büyük tuzak, ana dil hızında konuşmaya çalışmaktır. Cümleler kısa, tempo düşük, duraklar uzun olsun. Dinleyen için bu netlik demektir, sizin için çalışan belleğe nefes aldırmak demektir. Kelimeyi ararken "let me put it this way" gibi bir köprü cümlesi kullanmak, hem size zaman kazandırır hem de karşıdakine aramanın normal olduğunu gösterir.
3. İlk cümleyi önceden kurmak. Toplantının ilk İngilizce cümlesi heyecanın zirvesinde söylenir. O cümleyi önceden hazırlamak, hatta yüksek sesle üç kez söylemek, zirveyi küçültür. Konunun tamamını ezberlemeye gerek yok; ilk cümle ve kapanış cümlesi yeter. Gerisi, yatışmış bir bedenin üzerine kendiliğinden gelir.
4. Kademeli pratik. "Yurt dışıyla büyük toplantı" hedefine tek adımda gidilmez. Önce bir arkadaşla beş dakikalık İngilizce sohbet, sonra küçük bir iç toplantıda tek bir cümle, sonra bir soru sormak, sonra kısa bir güncelleme vermek... Her basamak, sistemin "burası güvenli" diye öğrenmesi için bir tekrardır. Bu merdiveni nasıl kuracağınızı konuşma pratiği yazısında anlattık.
5. Heyecanı yok etmeye çalışmamak. Bu sitenin her sayfasında söylediğimizi burada da söyleyelim: hedef heyecansız konuşmak değil, heyecan varken de konuşabilmek. İngilizcede biraz heyecanlı olmak normaldir; onu bastırmaya çalışmak, üstüne bir de saklama görevi ekler ve daralan belleği daha da daraltır. Bunu heyecanı belli etmemek yazısında konuştuk.
Dil kursu mu, konuşma çalışması mı?
Sık sorulan bir soru bu. Eğer sessiz odada tek başınıza da kelime bulamıyorsanız, dil çalışmak gerekir; bunun bir kısayolu yok. Ama Türkçede rahat, yazışmada iyi, yalnız gözlerin üstünde olduğu anda donuyorsanız, bir dil kursu daha almak o anı çözmez. Çünkü sorun dilin kendisinde değil, dili sahnede geri çağırma anında. Biz programımızda önce bu anı çalışıyoruz; katılımcıların bir kısmı aynı mekanizmayı sonradan İngilizce toplantılarına da taşıdıklarını söylüyor. Kendi durumunuzu görmek isterseniz konuşma heyecanı testine bakabilirsiniz.
Bir not: Kaygı yalnızca İngilizce konuşma anlarıyla sınırlı değilse, günlük hayatı ve uykunuzu da etkiliyorsa, bir ruh sağlığı uzmanıyla konuşmak en doğrusu. Bu yazı bir konuşma okulunun gözlemleridir, klinik bir değerlendirme değildir.Sık Sorulan Sorular
İngilizce konuşurken heyecanlanmak normal mi?
Evet. Yabancı dilde konuşmak hem değerlendirilme hissini artırır hem de çalışan belleğe daha fazla yük bindirir; bu ikisi bir araya gelince heyecan ana dile göre daha erken ve daha sert devreye girer. Ana dili İngilizce olmayan çoğu profesyonel bunu yaşar.
İngilizcem iyi ama toplantıda kelime bulamıyorum, neden?
Heyecan yükseldiğinde beden kaynakları savunmaya ayırır ve çalışan bellek daralır. Ana dil otomatik aktığı için bu daralma Türkçede pek fark edilmez; İngilizcede kelimeyi bulmak, cümleyi kurmak ve telaffuzu ayarlamak aynı daralan bellekten geçtiği için bildiğiniz kelime bir anlığına kaybolabilir. Toplantı bittikten sonra aynı cümleyi kurabiliyorsanız, sorun dil değil erişimdir.
Yabancı dil kaygısı için dil kursu almak işe yarar mı?
Sessiz bir odada tek başınıza da kelime bulamıyorsanız evet, dil çalışmak gerekir. Ama yalnız gözlerin üstünde olduğu anda donuyorsanız, sorun dilde değil dili sahnede geri çağırma anındadır; bu durumda önce bedeni yatıştırmayı ve kademeli pratikle o ana alışmayı çalışmak daha doğrudur.
Toplantıda İngilizce söz almadan önce ne yapabilirim?
Girmeden önce iki üç dakikalık, verişi uzun bir nefes; ilk cümlenizi önceden kurup yüksek sesle birkaç kez söylemek; tempoyu ana dil hızının altında tutup kısa cümlelerle konuşmak; kelime ararken "let me put it this way" gibi bir köprü cümlesi kullanmak. Hedef heyecansız konuşmak değil, heyecan varken de konuşabilmektir.