Heyecanlanınca Kekeliyorum: Kekemelik mi, Alarm mı?

Normalde akıcı konuşurken sahnede takılmak, tekrarlamak, kelimeye başlayamamak neden olur? Kekemelikle heyecan takılmasının farkı ve ne işe yaradığı.

Size gruplarımızdan bir sahne anlatayım. İlk günün öğleden sonrasında, kısa kendini tanıtma turunda bir katılımcı ayağa kalktı, "Ben..." dedi ve ilk hece orada takıldı. Bir daha denedi, yine takıldı. Üçüncüde cümle geldi ve gerisi gayet akıcı sürdü. Oturduğunda ilk söylediği şey şu oldu: "Normalde böyle değilim, yalnız böyle anlarda oluyor." Grubun yarısı başını salladı. Çünkü tanıdık bir şeydi: gündelik hayatta akıcı konuşan bir insanın, gözler üstüne çevrildiğinde kelimeye başlayamaması, heceyi tekrarlaması, "ııı" ile boşluk doldurması.

Bu yazıyı, "heyecanlanınca kekeliyorum" diye arayan herkes için yazdık. Önce bir ayrım yapmamız gerekiyor, çünkü bu cümle iki farklı şeyi anlatıyor olabilir.

Kekemelik ile heyecan takılması aynı şey mi?

Değil. Kekemelik, genellikle çocuklukta başlayan, konuşmanın motor akışıyla ilgili, dil ve konuşma terapistlerinin alanına giren bir durumdur. Kekemeliği olan bir yetişkin bunu yalnız sahnede değil, gündelik konuşmada da, değişen şiddette yaşar. Heyecanla artabilir ama heyecan olmadan da vardır.

Heyecan takılması ise başka bir şey: kişi sessiz odada, arkadaşlarıyla, telefonda gayet akıcıdır; takılma yalnız değerlendirildiği anlarda başlar ve o anla biter. Bu bir konuşma bozukluğu değildir; alarmın sese ve nefese yansımasıdır.

Ayırt etmenin basit ölçütü şu: takılmayı yalnız gözlerin üstünüzde olduğu anlarda mı yaşıyorsunuz, yoksa rahat olduğunuz sohbetlerde de mi? İlkiyse bu yazı tam size göre. İkincisiyse, ya da çocukluktan beri süren bir takılma varsa, ilk adres bir dil ve konuşma terapistidir; biz konuşma okuluyuz, kekemelik terapisi vermiyoruz ve bu ayrımı bilerek net tutuyoruz. İkisi bir arada da olabilir: kekemeliği olan biri sahnede daha çok takılır. O durumda terapi asıl iş, sahne çalışması onun yanında yürür.

Heyecan konuşmanın akışını nasıl bozar?

Bunu anlamak için alarmın bedende ne yaptığına bakmak gerekiyor. Sinir sistemi bir anı tehdit gibi işaretlediğinde beden savunmaya geçer; bunun bütününü konuşma heyecanı rehberinde anlattık. Konuşma açısından üç sonucu var.

Nefes kısalır. Alarmda nefes göğsün üstüne çıkar, sığlaşır, hızlanır. Konuşmak ise verişle yapılan bir iştir; yeterli hava yokken cümleye başlamak, kelimenin ortasında havanın bitmesi, sonra aceleyle yeni nefes almak... Takılmanın önemli bir kısmı aslında nefes takılmasıdır. Bunu nefes daralması yazısında ayrıntılı bıraktık.

Boğaz ve çene gerilir. Ses, gevşek bir gırtlaktan ve serbest bir çeneden çıkar. Alarmda ikisi de kasılır. Kasılmış bir gırtlaktan sesi başlatmak zorlaşır; ilk hecede takılmanın, sesin titremesinin arkasında çoğu zaman bu var. Ses titremesi yazısı bu mekanizmayı anlatıyor.

Tempo artar. Heyecanlı insan hızlanır; hızlanınca kelimeler birbirine girer, hece atlanır, dil bir kelimede takılır. Hızlı konuşma ve kelime yutma yazısında gördüğümüz tablo budur; kekeleme hissi çoğu zaman hızın yan etkisidir.

Bir de zihin tarafı var. Heyecan yükselince çalışan bellek daralır, kelimeye erişim kısılır; kelime gelmeyince ağız boşlukta kalır, "şey", "ııı", tekrar... Dışarıdan kekeleme gibi görünen şey, içeride kelimenin gecikmesidir. Bunu kelime bulamama yazısında anlattık.

"Kekelemeyeceğim" demek neden işe yaramıyor?

Burada bir tuzak var ve neredeyse herkes düşüyor. Takılmayı saklamaya çalışmak, takılmayı artırır. Sahneye "sakın takılma" diye çıkan kişi, dikkatini konuya değil kendi ağzına verir; ağzını izleyen bir konuşmacı doğal akışı kaybeder. Wegner'in düşünce bastırma çalışmaları bunun genel kuralını göstermiş: bir şeyi düşünmemeye çalışmak, o şeyi daha çok düşündürüyormuş. Konuşmada karşılığı şu: "takılmayacağım" diye konuşan, takılmayı bekler; bekleyen bulur.

Bunun üstüne bir de şeffaflık yanılsaması ekleniyor. Savitsky ve Gilovich'in çalışmalarına göre içimizdeki fırtına dışarıdan sanıldığından çok daha az görünüyormuş. Siz ilk hecedeki takılmayı felaket gibi duyarsınız; dinleyen çoğu zaman yalnız küçük bir duraklama duyar ve bir saniye sonra unutur. Takılmayı saklamak yerine üstünden geçmek, bu yüzden daha iyi çalışıyor. Bunu heyecanı belli etmemek yazısında konuştuk.

Ne işe yarıyor?

Bize göre sıra şu: önce beden, sonra tempo, sonra pratik.

1. Verişi uzatmak. Konuşmadan önce iki üç dakika, alışı kısa verişi uzun bir nefes. Bu, gırtlağı ve çeneyi gevşetir, sesin başlaması için gereken havayı hazırlar. Adım adım hâli konuşma öncesi nefes egzersizi yazısında.

2. İlk sesi yumuşak başlatmak. Takılma çoğu zaman cümlenin ilk sesindedir. İlk kelimeye vurarak değil, nefesin üstünde yumuşak girmek; hatta ilk kelimeyi bir nefes verişiyle birleştirmek, başlangıç takılmasını azaltır. Bu, ses çalışmalarında öğretilen küçük ama etkili bir ayrıntıdır.

3. Yavaşlığa ve duraklara izin vermek. Takılan kişi hızlanır, hızlanan daha çok takılır. Tersini yapmak gerekir: kısa cümleler, cümle sonlarında gerçek duraklar, kelime ararken sessizliğe izin. Sessizlik dinleyen için düşünme zamanıdır, sizin için nefes ve kelime zamanıdır.

4. Takıldığınızda tekrar etmemek. Takıldığınız kelimeye geri dönüp baştan almak yerine, bir nefes verip cümlenin devamından sürmek. Dinleyici zaten anlamıştır; geri dönüş, takılmayı iki kere yaşatır.

5. Kademeli pratik. Sesli okuma, bir arkadaşa üç dakikalık anlatım, küçük toplantıda tek cümle, sonra daha kalabalık... Her basamak, sistemin "burada konuşmak güvenli" diye öğrenmesi için bir tekrardır. Merdiveni konuşma pratiği yazısında anlattık.

6. Diksiyon çalışması gerekiyor mu? Bazen evet, çoğu zaman hayır. Eğer takılma yalnız heyecanla geliyorsa, diksiyon egzersizleri sesi ve tempoyu güçlendirir ama alarmı çözmez. Diksiyon nasıl düzeltilir yazısında beş farklı tipi ayırdık; heyecan takılması orada beşinci tip olarak duruyor ve çözümü diksiyon sayfasında anlattığımız gibi teknikten değil bedenden başlıyor.

Biz programımızda tam olarak bu sırayla çalışıyoruz: önce alarmı tanımak, sonra yatıştırmak, sonra yatışmış bedenin üstüne sesi ve anlatımı kurmak. Kendi durumunuzu görmek için konuşma heyecanı testine bakabilirsiniz.

(Bir not: Takılma çocukluktan beri sürüyorsa, rahat ortamlarda da yaşanıyorsa ya da son dönemde birdenbire ortaya çıktıysa, ilk adres bir dil ve konuşma terapisti, gerekirse bir nörolog olmalıdır. Bu yazı konuşma okulunun sahne gözlemlerini aktarır; kekemelik değerlendirmesi ve terapisi ayrı bir uzmanlık alanıdır.)

Sık Sorulan Sorular

Heyecanlanınca kekelemek kekemelik mi?

Çoğu zaman hayır. Kekemelik genellikle çocuklukta başlayan, rahat sohbetlerde de değişen şiddette görülen ve dil ve konuşma terapistlerinin alanına giren bir durumdur. Yalnız gözlerin üstünüzde olduğu anlarda başlayıp o anla biten takılma ise alarmın nefese, gırtlağa ve tempoya yansımasıdır; konuşma bozukluğu değil, heyecan takılmasıdır.

Heyecanlanınca neden kelimeye başlayamıyorum?

Alarmda nefes sığlaşır, gırtlak ve çene gerilir, tempo artar. Sesi başlatmak gevşek bir gırtlak ve yeterli hava ister; ikisi de eksikken cümlenin ilk sesi takılır. Ayrıca daralan çalışan bellek kelimeye erişimi geciktirir; dışarıdan kekeleme gibi görünen şey çoğu zaman kelimenin bir saniye geç gelmesidir.

Sahnede takılmamak için ne yapabilirim?

Konuşmadan önce verişi uzun bir nefesle bedeni yatıştırmak, ilk sesi vurarak değil nefesin üstünde yumuşak başlatmak, kısa cümleler ve gerçek duraklarla tempoyu düşürmek, takıldığınız kelimeye geri dönmeyip devamından sürmek ve sahneye kademeli pratikle alışmak. "Takılmayacağım" diye kendinizi izlemek ise takılmayı artırır.

Ne zaman bir dil ve konuşma terapistine gitmeliyim?

Takılma çocukluktan beri sürüyorsa, rahat ortamlarda ve yakınlarınızla konuşurken de yaşanıyorsa ya da son dönemde birdenbire başladıysa. Bu durumlarda ilk adres dil ve konuşma terapisti, gerekirse nörologdur; konuşma okulu çalışması terapinin yanında yürüyebilir ama yerini tutmaz.