Düşünmeden konuşup sonra pişman oluyorsanız sorun düşünce hızınızda değil, düşünceyle söz arasındaki boşlukta. O boşluğu açan beş teknik ve ne zaman işe yaramadığı.
Eğitimlerde en sık duyduğumuz cümlelerden biri şu: "Ağzımdan çıkanı kontrol edemiyorum." Arkasından hep aynı örnek gelir — toplantıda bir şey söylenmiştir, cevap verilmiştir, sonra araba yolunda o cevap tekrar tekrar düşünülmüştür. Keşke şöyle deseydim.
Bu yazıyı o cümle için yazalım. Çünkü buradaki mesele çoğu zaman sanıldığı gibi "yeterince düşünmemek" değil.
Sorun düşüncede değil, aradaki boşlukta
Düşünceyle söz arasında normalde küçük bir boşluk vardır. Bir fikir belirir, bir an tartılır, sonra cümleye dönüşür. O bir an, aslında bütün işi yapan yerdir.
Uyarılma yükseldiğinde — toplantıda söz sırası geldiğinde, eleştiri duyulduğunda, kalabalığın dikkati üstünüze döndüğünde — o boşluk kapanır. Fikir belirir ve doğrudan ağızdan çıkar; tartılacak an bulunamaz. Dışarıdan bakan buna "düşünmeden konuşmak" der. İçeriden yaşayan içinse düşünce ile söz aynı anda olmuştur.
Yani çalışılacak şey düşünme kapasitesi değil. O boşluğu geri açmak.
Boşluğu açan beş şey
1. Cümlenizi bitirmeden ağzınızı açmayın.
Kulağa fazla basit geliyor ama çoğu kişi karşısındaki daha cümlesini bitirmeden cevabını kurmaya başlar. O andan itibaren dinlemez — kendi cevabını prova eder. Sonra cevap, duyulmamış bir cümlenin üstüne oturur.
Karşınızdaki nokta koyana kadar bekleyin. Beklerken cevap hazırlamayın; sadece dinleyin. Cevabı sonra kuracaksınız, kuracak vaktiniz olacak.
2. Üç saniyeyi meşru sayın.
Bir soru sorulduğunda üç saniye sessizlik, soruyu sorana çok uzun gelmez. Cevap verene çok uzun gelir. Aradaki fark tamamen algıdır.
O üç saniye size bir şey daha kazandırır: acele etmeyen biri, hâkim görünür. Toplantıda hemen atlayan kişi genellikle hazırlıklı değil, tedirgin okunur.
3. Konuşmadan önce tek cümlelik çatı kurun.
Uzun cevap vermeye çalışmak, konuşurken düşünmeyi zorunlu kılar; konuşurken düşünmek de cümleleri dağıtır. Bunun yerine, ağzınızı açmadan önce kendinize tek cümle söyleyin: "Ben şunu söyleyeceğim."
O tek cümle bir çatıdır. Altına ne koyacağınızı konuşurken bulabilirsiniz, ama çatı baştan kuruluysa cümleler bir yere doğru gider. Yapının konuşmadaki işini etkili konuşma teknikleri yazısında daha ayrıntılı ele almıştık.
4. Soruyu tekrar edin.
"Doğru anladıysam, sorduğunuz şey şu…" demek iki iş birden yapar. Hem gerçekten doğru anladığınızı kontrol edersiniz, hem de kendinize birkaç saniye daha kazandırırsınız — üstelik bu saniyeler sessizlik olarak değil, ilgi olarak görünür.
5. "Bir düşüneyim" demeyi kendinize helal edin.
Çoğu insan bunu zayıflık sanır. Oysa "buna hemen cevap vermeyeyim, bir düşünüp döneyim" cümlesi, aceleyle verilmiş yanlış bir cevaptan her zaman daha iyi durur. Bir kere söyleyince ne kadar rahat olduğunu görürsünüz.
Yavaş konuşmaya çalışmak neden tek başına yetmiyor
En sık verilen tavsiye "yavaş konuş" oluyor. Hızı düşürmek yardımcı olur, ama sebebi çözmez.
Hız bir sonuçtur. Uyarılma yükseldiğinde beden hızlanır; konuşma da o hızın içinde sürüklenir. Sadece tempoyu bastırmaya çalışırsanız dikkatiniz tempoya gider, içerikten çıkar. Sonuç genellikle şu olur: daha yavaş ama daha dağınık bir konuşma.
Boşluğu açmak, tempoyu düşürmekten farklı bir iştir. Duraklar, tempoyu yavaşlatmadan da kurulabilir.
Ya mesele düşünmek değilse?
Burada dürüst bir ayrım yapalım. Bazı insanlar yalnızken gayet akıcı konuşur; zorluk ancak ortama insan girdiğinde başlar. Telefona kayıt yaparken cümleler düzgün kurulur, toplantıda dağılır.
Öyleyse çalışılması gereken katman düşünme değil, alarmdır. Kelime bulamama, cümlenin ortasında kopma, zihnin bir anda boşalması — bunlar düşünce hızıyla değil, sinir sisteminin o an verdiği tepkiyle ilgilidir. O tarafı konuşurken kelime bulamamak ve zihnim bembeyaz oldu yazılarında ayrıca ele aldık.
İkisi çoğu zaman birlikte bulunur. Yapı kurulmadığı için heyecan büyür; heyecan büyüdüğü için kurulan yapı elde kalmaz. Tek tarafa bakan bir çalışma yarısında kalır.
Sık sorulanlar
Düşünerek konuşmak öğrenilebilir mi?
Evet, çünkü öğrenilecek şey bir yetenek değil bir alışkanlık: cevap vermeden önce bir an durmak. Alışkanlık olduğu için de tekrar ister; birkaç günde değil, birkaç haftada yerleşir.
Sessiz kalmak beni hazırlıksız göstermez mi?
Genellikle tersi olur. Hemen atlayan kişi tedirgin, bekleyen kişi hâkim okunur. Uzun görünen sessizlik konuşanın kendi algısıdır; dinleyen için aynı süre çok daha kısadır.
Bunu toplantıda nasıl uygularım?
En kolay başlangıç dördüncü maddedir: soruyu tekrar etmek. Doğal görünür, kimse tuhaf bulmaz ve size düşünmek için gerçek bir pencere açar.
Boşluğu açmak tek başına bir teknik değil, bir zemin işidir: o zemini Rahat Konuşma Metodu kurar, altındaki alarmın nasıl çalıştığını ise konuşma heyecanı rehberi anlatıyor.